Haftanın Film ve Dizi Önerileri (19–26 Aralık)

Filmler
Sinister
Evde tek başına izleyince “neden bunu yaptım” dedirten türden, damarına kadar karanlık bir korku. Eski süper 8 kasetler, sessiz ev videoları ve yavaş yavaş çözülen bir aile trajedisi var merkezde. Jumpscare var ama asıl asıl vuran şey o kirli, rahatsız edici atmosfer. Korku seviyorsan ve bir süredir gerçekten gerilmediğini düşünüyorsan, bu hafta listeye Sinister’ı koyabilirsin.

Past Lives
Yıllar sonra yeniden kesişen iki çocukluk aşkı… ama hayat artık bambaşka yönlere gitmiş. Film, “ya o ülkeden hiç ayrılmasaydım, ya o mesajı atsaydım?” diye aklımızdan geçirdiğimiz ihtimalleri çok sakin ama yıpratıcı bir tonda kurcalıyor. Büyük olaylar yok; bakışlar, susuşlar ve yarım kalan cümleler var. Sessiz, ağır ama tokat etkili bir aşk–hayat filmi arıyorsan tam haftalık ruh hali.

Dune: Part Two
Tam anlamıyla “sinema salonu için doğmuş” bir bilim kurgu destanı. Çöl gezegeni Arrakis’in iktidar savaşını, Paul’un kaderiyle hesaplaşmasını ve Fremen’lerin yükselişini bu bölümde tam gaz görüyoruz. Politik entrika, dev aksiyon set parçaları ve inanılmaz görsel tasarım aynı potada. Evde bile izlesen, ses sistemini biraz açıp kendini o çöle bırakman gereken bir film.

Kuru Otlar Üstüne (Türk)
Doğu’da bir köy okulunda sıkışmış bir öğretmenin iç dünyasını ve “kaçmak isteği”ni izliyoruz ama mesele sadece o değil; adalet duygusu, haksızlık, hayal kırıklığı, umut kırıntıları… Nuri Bilge Ceylan, karakterlerini yine seyirciyi rahatsız edecek kadar gerçek kuruyor. Tempolu, eğlencelik bir film değil; ama “bir insanın içi böyle de dağılır” dedirten sahnelerle uzun süre akılda kalıyor.

c (Türk, biraz nostalji)
Şener Şen’in emekli öğretmen rolüyle içimizi parçaladığı, İstanbul’un gece hayatında sıkışmış bir pavyon şarkıcısıyla yollarının kesiştiği klasiklerden. Hayatın yorduğu insanlar, geç kalmış iyilikler ve “keşke”lerle dolu bir hikâye. Hem duygusal, hem de Türkiye’nin değişen yüzünü gösteren sahneleriyle tam kış akşamı filmi. Ağlamak isteyene de, içlenmek isteyene de gider.

Diziler
Fallout
Oyununu seven de sevmeyen de bu dünyaya kolay giriyor: nükleer sonrası Amerika, fallout sığınaklarından çıkan insanlar ve dışarıda tamamen saçmalamış bir uygarlık. Mizahı çok kara, şiddeti zaman zaman çizgi roman gibi abartılı, dünyası ise detay manyağı. Post-apokaliptik ama eğlenceli bir dizi arıyorsan, haftanın bölüm bölüm takip edilesi işlerinden.

The Bear
Mutfağın içi nasıl cehenneme döner, insan stresle nasıl ince ince kavrulur bu dizide net görüyorsun. Bir aile lokantasını hayata döndürmeye çalışan şefin, hem kendi travmalarıyla hem de kaotik ekibiyle uğraşmasını izliyoruz. Bölümler kısa ama aşırı yoğun; tempo hiç düşmüyor. Hem karakter draması, hem iş hayatı baskısı görmek istiyorsan bu hafta listene ekle.

Stranger Things
80’ler nostaljisi, canavarlar, dostluklar ve büyümek zorunda kalan çocuklar… Son sezonda artık Hawkins seviyeyi iyice “dünyayı kurtarmak” noktasına çıkarıyor. Korku, macera, duygusallık hepsi var; en güzeli de karakterlerin gerçekten büyümüş olmasını hissettiriyor. Eğer hâlâ yarım kaldıysan, bu hafta “toplayıp bitireyim”lik bir dönem.

Bir Başkadır (Türk)
İstanbul’da, çok farklı sınıf ve dünyalardan insanların yolları kesişirken, herkesin kendi içinde taşıdığı yükler ortaya dökülüyor. Dizinin en büyük gücü; kimseyi kutsamadan, kimseyi de karikatüre çevirmeden anlatması. Terapi sahneleri, mutfak sohbetleri, aile içi gerilimler hepsi çok tanıdık. “Türkiye’yi bir dizi anlatsa nasıl anlatırdı?” sorusunun en sağlam cevaplarından.

Bozkır (Türk – suç/gerilim)
Küçük bir Anadolu şehrinde işlenen suçlar, şehirde saklanan sırları tek tek ortaya çıkarıyor. İki polis karakterin hem olaya hem kendilerine bakışı, diziyi klasik polisiye formülünden biraz daha karanlık ve katmanlı bir yere taşıyor. Atmosferi, müzikleri ve diyaloglarıyla yabancı suç dizilerinden geri kalmayan yerli bir iş. Gerilim, gizem ve “kim neyi niye yaptı?” oyunlarını seviyorsan, bu hafta tam zamanı.

Bu Haberi Paylaş
Haberi arkadaşlarınla paylaş ve daha fazla kişinin haberdar olmasını sağla

